Finlandiyalı Öğretmenler Amerikan Devlet Okullarında Çalışırsa

0
461

Bu sonbaharda bir Amerikan lisesinde öğretmenliğe başlayan deneyimli Finlandiyalı eğitimci Kristiina Chartouni, “Çok yorgunum, hayatımda kendimi hiç bu kadar yorgun ve dağılmış hissetmemiştim” diyor. “İşimi severek yapıyorum aslında ama şu anda yaptığım şey Finlandiya’da âşık olduğum meslek değilmiş gibi geliyor bana.”

Evlendikten sonra Kanada vatandaşı olan Chartouni, 2014 yılında kocasının işi nedeniyle Finlandiya’dan Florida’ya taşındı. Bir süre bir gelir elde etmek için uğraştı, sonunda ESL (English as a Second Language – İkinci Dil Olarak İngilizce) öğretmen eğitimi programını bıraktığı sırada Tennessee’de bir okuldan geçtiğimiz baharda bir iş teklifi aldı. Kısa bir süre sonra Chartouni, Volunteer State’deki iki devlet lisesinde yabancı dil öğretmeni olarak tam zamanlı işe girdi ve ailece tekrar taşındılar. Chartouni’nin, Finlandiya’daki Jyväskylä Üniversitesi’nden yabancı dil öğretmenliği lisansüstü diploması bulunuyor.

Chartouni, Tennessee’de, kendi kuzey ülkesinde alışkın olduğundan çok daha farklı, kendi ifadesiyle, kendisini “mikroskop altında hissettiği” bir eğitim ortamıyla karşılaştı. Şimdi, kendi ülkesinde asla yaşamadığı şekilde, sık sık denetleniyor. Chartouni, Finlandiya’da da bir müdürün ya da idarecinin bir öğretmenin derslerini kısa bir süreliğine denetleyebildiğini ama bunun düzenli bir denetim olmadığını belirtti.

Daha bu sonbaharda Amerika’daki sınıfını iki kişi ziyaret etti: Öğretmenlik sertifikası almak için kurslarını tamamladığı yakınlardaki bir üniversitenin temsilcisiyle, Chartouni’nin, “mesleki eğitim topluluğundan” koçu. Onlardan başka, sınıfını bir de bölge yöneticisi ziyaret edecek. Chartouni’nin söylediğine göre bu üç değerlendirmeci bu okul yılı içinde beklenmedik zamanlarda onu ziyaret edecek.

Chartouni, Finlandiya’da kendisine mesleki anlamda güven duyulması hissini özlüyor. Orada, her okul yılı başında ders programını aldıktan sonra, müfredata uygun, istediği tarzda ders planları yapmakta serbestti. “Her zaman en iyisini yapmak isterdim” diyor. “Çünkü benim becerilerime ve yeteneklerime güveniyorlardı.” Ben de Finlandiya’dan Amerika’ya gelip öğretmenlik yapmaya başladığımda benzer şeylerler karşılaşmıştım.
Ulusal Eğitim İstatistikleri Merkezi’nin bir raporuna göre öğretmen özerkliğinin öğretmenin iş tatmininde ve mesleği sürdürmesinde olumlu etkileri bulunuyor. Amerika’da devlet okullarında çalışan öğretmenlerin çoğu sınıfta makul bir denetim olduğunu belirtirken, büyük bir kısmı da çok az özerklikleri olduğunu söylüyor. Gerçekten de sınıfta özerlikliğe sahip olduğunu düşünen öğretmenlerin oranı 2003-2004 akademik yılında %18 iken bu oran 2011-2012 akademik yılında %26′yı buluyor. Genel olarak Amerika’da devlet okullarında çalışan öğretmenler özellikle, “ders kitapları ve materyalleri seçme” ve “öğretilecek içerik, konu ve beceriler” konusunda çok az kontrolleri olduğunu belirtiyor.
Ulusal Eğitim ve Ekonomi Merkezi başkanı Marc Tucker, Kimseyi Geride Bırakma hareketinin özellikle öğretmenlerin özerklik düzeylerini algılamalarını etkilediğini belirtti. Tucker’a göre bu hareket, öğretmenlerin ilk kez resmi olarak, öğrenci performansı bakımından geniş ölçekte değerlendirilmesini getirdi.
Tucker, Amerika’da imkânları kısıtlı çocuklara hizmet eden eğitim programlarına yapılan ciddi yatırımların geri dönüşünün yetersiz olmasının yetkilileri yıldırdığını söylüyor. Ülke çapındaki sınavlarda öğrencilerin vasat bir performans göstermesi bu durumu destekliyor. Kimseyi Geride Bırakma hareketi kapsamında Amerika’daki devlet okullarının her yıl belirli bir gelişme göstermesi gerekiyor. Buna da büyük oranda öğrencilerin standart sınavlardaki başarısına bakılarak karar veriliyor. Gelişmenin yetersiz olması durumunda, okulun kapatılması gibi ağır bedeller ödenebiliyor.
Ancak Kimseyi Geride Bırakma hareketi, Amerika’daki devlet okullarının daha iyi denetlenmesini sağlasa da eğitimciler, öğrencileri standart sınavlara hazırlama konusunda kendilerini ağır bir baskı altıda hissediyorlar. Test kitapları, rehberler derken Amerikalı öğretmenlerin çoğu özerkliklerinin giderek azaldığını düşünüyor.

Tennessee’de bir devlet okulu öğretmeni olan Chartouni, Finlandiya’daki okullarda bulunmayan bazı değerlendirme ölçülerinin onun mesleki özgürlüğünü kısıtladığını düşünüyor. Örneğin, onun ve Amerikalı meslektaşlarının verimli dersler için rubrikler ve ders planı şablonları hazırlamaları gerekiyor. “Her şeyin yazılı olması gerekiyor” diyor Chartouni. “Bu harika bir alışkanlık” diye belirtiyor ama Finlandiya’daki on yıllık öğretmenlik deneyiminde geliştirdiği alışkanlığını bu şekilde sürdürmekte zorlanıyor. Finlandiya’da basit bir ders planı yapıp, ders esnasında bu planı uygun şekilde geliştirirken şimdi bunu yapamıyor. “Bunu yapamıyorum çünkü o zaman sanki hiçbir şey planlamamışım gibi görünüyorum.”

Chartouni’ye göre, her derse nasıl başlanacağı bile tarif edilmiş durumda. “Öğrencilerin, ders ziliyle birlikte sınıfa girer girmez bir şeyle uğraşmaya başlamaları gerekiyor” diyor. “Bir yerden diğerine gitmek için eş dakikaları var ve çok yoğun yedi ders saatleri var.” Bu yüzden Chartouni yorgun öğrencilerini karşılarken bazen kolay ödevler veriyor. “Oturun, rahatlayın, nefes alın.” Finlandiya’da öğrencilerle öğretmenler ders saatleri arasında genellikle on beş dakika teneffüs yapıyorlar.

Bu şekilde sadece bir iki aydır öğretmenlik yapmasına rağmen Chartouni, Amerika’da öğretmenlik yapmaya devam edip etmeyeceği konusunda kararsız. “Eğer bana şimdi soracak olsaydınız muhtemelen bu kariyeri sürdürmezdim. Şimdiden başka seçeneklere bakıyorum.”

Chartouni’nin izniyle, anlattıklarını Amerika’da devlet okullarında çalışan, her ikisi de doksanlı yıllarda Finlandiya’daki öğretmen yetiştirme programlarından mezun olmuş, Amerikalılarla evli ve Amerikan vatandaşı diğer iki Finlandiyalı öğretmenle paylaştım. Öğretmenler daha sonra bana mesaj göndererek düşüncelerini aktardılar.

Maryland’de bir devlet ilkokulunda deneyimli bir ESL öğretmeni olan eğitimcilerden birisi, kendisinin deneyimlerinin de Chartouni’nin yaşadıklarına benzer olduğunu söyledi. Finlandiya’da öğretmenlik yaparken meslektaşlarıyla birlikte ders planları üzerinde çalışmak, okul müdürüne satın alması için önerilecek ders materyallerini seçmek için bol zamanı olduğunu, çizelgeler ve sorumluluklarla ilgili kararlar üzerinde etkili olabildiğini belirtti.

Bugün, Amerika’daki devlet okullarında 16 yıllık bir deneyime sahip olan bu ESL öğretmeni, öğretmenlikte bir kariyeri olamayacağını hissediyor. Öğretmenliği, kendisinin geliştirmediği müfredetatı izlediği, müdürün dayattığı çizelgelere uyduğu ve ayrıntıların tartışılmadığı toplantılarda oturduğu ezbere bir iş olarak görüyor.

Diğer Finlandiyalı öğretmen, 2014 yılında Başka Dillerde Konuşanlar İçin İngilizce öğretmenliği alanında 2014 yılında lisansüstü diploması almış olan Satu Muja, Maryland’deki devlet lisesinde “makul sayılabilecek ölçüde bir özerkliğe” sahip olduğunu düşünüyor. Okul yöneticilerinin ona güvendiğini hissediyor. (Kendisinin Amerika’da öğretmenlik yaptığı üçüncü yıl.)

Bununla birlikte Muja, mesleki özgürlüğünün Amerika’daki uzun okul günleri ve öğretmene düşen sorumluluklar listesinin uzunluğu yüzünden sık sık kısıtlandığını düşünüyor. “Her gün, 45 dakikalık altı ders saatim var” diyor. “Sınıflarım üç farklı yetkinlik düzeyinde ve benim bir sonraki derse hazırlanmak için sadece dakikam var. Ayrıca bu sırada, koridorda durup bir derslikten diğerine giden öğrencilere göz kulak olmam, süregiden testler ve diğer etkinliklerle ilgili son dakika güncellemeleri için epostalarımı kontrol etmem bekleniyor.”

Bütün bu görevler onu çok yoruyor: “Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyorum, hiçbir şey tam olmuyor, neredeyse hiç eğlenceli bir şey yok, öğrenciler için anlamlı etkinlikler planlayabilmek için yaratıcı düşünmeye zaman yok.”

Muja, Pasi Sahlberg’in Ya Finlandiya’nın Harika Öğretmenleri Amerikan Okullarında Öğretmen Olsaydı? makalesinden bir alıntıyla bitiriyor mesajını:

“Öğrenci başarısında herhangi bir gelişme olsa bile bu çok az bir oranda kalır. Neden mi? Indiana ve Amerika’nın diğer pek çok eyaletinde eğitim politikalarının yarattığı eğitim ortamı (Finlandiyalı) öğretmenlerin becerilerini, deneyimlerini ve ortak bilgilerini öğrencilerinin faydasına kullanabilmesini sınırlıyor.”

Tüm bunlarla, öğretmenlere özerklik verilirse Amerikan devlet okullarındaki eğitimin çarpıcı bir şekilde gelişeceği kanısına kapılmak kolay olsa da Ulusal Eğitim ve Ekonomi Merkezi’nden Tucker bunun sihirli bir çözüm olmadığını söylüyor.

“İnsanlara, eğer bir işi iyi yapacaklarına inanırsanız daha fazla özerklik verirsiniz. Daha fazla özerklik vererek başarılı olan ülkeler, öğretmenlerini seçtikleri havuzu değiştirecek olağanüstü yatırımlar yapmış durumdalar. Bu ülkeler daha sonra gelecekteki öğretmenlerimiz için yaptığımız yatırımdan çok daha fazlasını yaptılar. Bunları yapmadan öğretmenlere daha fazla özerklik verirseniz, dikkatli olun.”

Yorum Ekleyebilirsiniz